Başka
bir fotoğrafa
yolculuk...
Göçebe zanaatçı atalarından devraldıkları mesleklerini icra edecek mecralar bir bir azaldıkça, İstanbul’un Çingeneleri geçimlerini sağlamak için yeni arayışlara gidiyorlar. Üstüne bir de yaşadıkları mekanlardan da uzaklaştırılınca bu arayış bugün artık yaşam mücadelesine dönüşmüş durumda. Dolapdere Çingeneleri yaratıcı bir çözüm bulmuş. Kendi yaşadıkları mahallenin içinde birer sergi açarak İstanbul’un eskilerini satıyorlar.
Dolapdereliler her pazar sabahı erkenden kapı önlerine kurdukları sergilerde o hafta sağdan soldan “satılmaya değer” ellerine ne geçerse müşterilerin beğenisine sunuyorlar. Gel zaman git zaman, bu işi de kapan esnafıyla, sürekli müşterileriyle, çeşitli mallarıyla ortaya çıkan bir tablo; Dolapdere Bitpazarı. Kendiliğinden, içeriden, tüm çelişkileriyle doğal bir agora ortamının tezahürü var gözlerimizin önünde. Artık bu pazar, “soylulaştırılmak” istenen mahalleye, sakinlerinin daha da yapıştığını, onunla bütünleştiğini gösteren bir cevap sanki. Tam bir kenar mahalle olan Dolapdere’nin bitpazarı, ortasındaki Panagia Evangelistria Kilisesi’nin pazar ayinlerinin yapıldığı günlerde kurularak sanki gizli bir anlaşma varmış gibi İstanbul’un renkliliğine, kaosuna değer katıyor. Dolapdereliler bu renkliliğin bir gün biteceği, mahalleden sürülecekleri korkusunu taşıyorlar. “Şimdi yeni bir sürgün dalgası başlıyor. Kentsel dönüşüm! Geçmişteki sürgünler Çingeneleri koparamadı şehirlerinden. Bütün bunlardan sonra siz ne dersiniz? Çingeneler gider mi İstanbul’dan. Daha da kötüsü, ya Çingeneler gerçekten giderse…” (Egemen Yılgür , İstanbul Çingeneleri)
Bitpazarı Arapça “açık seçik” “aleni” anlamındaki “bat” kelimesiyle, Farsça satış yeri anlamındaki “bazar” kelimesinin birleşmesinden oluştuğu, gerçek anlamıyla “açık seçik satış”, anlam değişmesiyle “eskilerin satıldığı yer” anlamına dönüştüğü söyleniyor. Bir diğer yaklaşıma göre de İngilizce’de “flea market-pire pazarı” kelimelerinin Türkçe’ye uyarlanmasıyla “bitpazarı” dile yerleşiyor. Dolapdere Bitpazarı, tasarlanmış, suni türevlerine göre bu adı sanki daha çok hak ediyor. Buradaki her şey kullanılmış eski eşyalardan oluşuyor. Öyle “eski havası verilmiş”, “retro tasarlanmış” yeni mallar değil, gerçekten başka yaşamların izlerini taşıyan dünya kadar eşya insanları kendine çekiyor. Modern pazarların aksine sınıflanmadan, etiketlenmeden, iç içe geçmiş biçimde pazar ortamının karmaşasını artırmaya hizmet ediyorlar. Her şeyin başına bir “yeni” sıfatının eklendiği günümüz tüketim anlayışında; eski olanın, eski olarak yeniden tedavüle sokulması zamana karşı bir meydan okuma sanki.
Satıcıların neredeyse hepsi birbiriyle evlilik ve akrabalık ilişkisi olan Çingene kadınlar ve erkekler. Coşkuları, neşeleri, samimiyetleri bildik kültürlerini hemen ele veriyor. Bu ruh haline yoksunluk ve cendere içinde olmanın yol açtığı bir sıkıntı ve dışarıdan gelene karşı duyulan tedirginlik eşlik ediyor. Pazara sonradan eklenmiş kendini kabul ettirmiş başkaları da var. Müşteriler ise sabahın erken saatlerinde damlayan antikacılar, pazar gününü farklı bir şekilde geçirmek isteyen meraklılar, bitpazarı tutkunları, mülteciler, ucuza ihtiyaçlarını gidermek isteyen alt gelir insanları ve mahalleliden oluşuyor. Takıntılı biçimde saatlerini sergilerde harcayan eski İstanbul’lulara rastlamak bile mümkün. Bir kere atmosferin havasını koklayan kendini mekanın bir “gedikli”si olarak bulabilir.
“The Bitch is Sleeping/ Uyuyan ID” adlı fetişizm konulu sergiye, beş yıl boyunca bu pazardan topladığı 1500 parçadan oluşan “Naturmort: Meta Data” adlı bir enstalasyon çalışmasıyla katılan Tayfun Serttaş duygusal bir bağ kurduğunu söylediği pazar için “Bir defa çok fakir. Satıcılar da alıcılar da neredeyse aynı insanlar. Klasik bitpazarlarında olduğu gibi 1970 model bir Pierre Carden gözlüğü ucuza kapatır mıyım diye aranan gençler pek yok. Esnafın tümü aynı zamanda pazarın kurulduğu sokağın sakini. Hepsi Roman. Neredeyse her tezgahın başında kadınlar var… O pazarın ruhuna ya da mekanına ait çok daha fazla iddia mümkün ama benim temsilim buna odaklanmıyor. İçerisinde ‘mış-miş’ olan hiçbir şeyi sahiplenmiyor. Çok merak eden kendisi gidip deneyimler zaten” diyor.
Evet, bu fotoğraflardan sonra da merak eden gidip deneyimler…
You are viewing the text version of this site.
To view the full version please install the Adobe Flash Player and ensure your web browser has JavaScript enabled.
Need help? check the requirements page.